Evdeki yazıcının bilgisayarla bağlantısının sağlanamaması sonucunda yazıcının kurulum cdsini ararken bulduğum üst üste birbirinden hoş defterler oldu, tam yazı yazmalık, içi ince çizgili, hafif kalın kapaklı, ne kalın ne de ince olarak tanımlanabilecek olan defterler.
Kimisinde bir zamanlar yazmaya karar verip konusu dolayısıyla hakkında araştırma bile yaptığım hikayemi buldum. Çok az yazmışım 5-6 sayfa kadar taş çatlasa. Keşke devam etseydim diyorum güzel de gidiyormuş. Defterde bundan başka hiçbir şey yazmıyor güzelim deftere yazık olmuş bence. Okul oluyor bir şey oluyor ergenliğin buhranı tutuyor kaybolup gidiyorum ama araya mutaka bir şey giriyor da yazmayı bırakıyorum. Bir diğeri küçükken yazdığım bir defter, bir gün ünlü olursam ve bir şekilde ortaya çıkarsa aylarca kıpkırmızı bir suratla dolaşmamı sağlayacak şeyler yazıyor. Hayali maceralarım falan.
Tabii her şeye fazla anlam katıp değişik yönlerden bakmayı seven biri olduğum için defterleri okuduktan sonra düşündüm ki kesinlikle yazdıklarımı silmeyeyim veya yırtmayayım, hatta birine yazacağım şiirleri dökeyim, birine ilhamla doğru orantılı olarak aklımdakileri kusayım dedim. Veya çevirdiğim şarkıların tam olarak ne anlatmak istediğini birkaç paragrafla özetleyebilirim. Geçmişten
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Merhaba ben gelecekten Bengisu. Şimdiye kadar okuduğunuz yerler taslak olarak içeriklerim arasında duruyordu ve bir çeşit güncelleme yapayım dedim. Yukarıda bahsettiğim defterde şu an yaklaşık 30 şiirim var ve halimden memnunum. Şu birkaç ayda hayatımda değişen pek bir şey olmadı aslında. Bu blogla ne yapacağımı düşünüyordum çünkü bu bloga içerik eklemem konusundaki ödevi veren hocamın olduğu okuldan ayrıldım, yabancı dil bölümü açılmamıştı. Yani bu blogdaki ödev içeriklerini silsem başım ağrımaz artık. Onuncu sınıfın ikinci dönemi, buradaki içerikleri silmediğim için mutlu olmuştum vesaire ama şu an bana hiçbir artısının olacağını düşünmüyorum. Belki bu blogu isminin güzelliğine kıyamadığım için kapatmam ve burası öylece çürür, Bilmiyorum. Ama merak ediyorum acaba geçmişten yazıp bırakmasaydım onun cümlesi nasıl sonlanırdı. Neyse.
“Silahları bırakın, çay zamanı.”
-Bengisu Seçilmiş 10B 199-
1 Eylül 2016 Perşembe
12 Nisan 2016 Salı
Neden Hala Buradayım
Ekranda İngilizce bir yazı bırakıp banyoya girmiştim. Döndüğümde onu çevirip yazarım herhalde diye, müzisyenlerle ilgiliydi, duygularını veya yaşadıklarını sanatlarına nasıl döktükleriyle ilgili falan ama döndüğümde buraya çevirip atmak için fazla kısa olduğunu gördüm ve vazgeçtim. Hocanın blogumdan sınıfta bahsetmesi de üzerime biraz sorumluluk yüklemedi desem yalan olur. Kimsenin zaman ayırıp buraya gireceğini düşünmüyorum ama yine de engel olamıyorum işte. Hoca oynatma listesini dinledi mi, oynatma listesi hakkında ne düşünüyor onu merak etmiştim ama kounun daha fazla ben olmasına dayanamadığım için soramadım bile.
Burada ben bahsedeyim bari biraz şu konudan o zaman... Ukulele çalışmak istiyorum gerçi şu an ama sanırım buna da zaman ayırabilirim.
Ne diyorduk... Sanatçılar. Duygu ve düşüncelerini sanatlarına nasıl aktardıkları falan... Uzunluğunu yeterli bulsaydım çevireceğim yazıda müzisyen diyordu ama neyse ben sanatçıların şarkı sözü yazan ve söyleyen kısmını ele alacağım. Sanatçıları açıklamaya kalkarsak bu yazı bitmez çünkü ve saat on bir buçuk oluyor, daha ukulele çalmak istiyorum. Kısa bir şeyler yumurtlayıp gideceğim.
Mesela bir sanatçı şarkı sözü yazarken ne hisseder, o an nasıl bir ruh haline girer bilemiyorum zaten herkesinki aynı da olmaz. Bu arada işini düzgün yapan, yeri geldiğinde metaforlardan vs. yararlanıp gerçekten güzel şarkı sözü yazanlardan bahsediyorum. Yazdığım şiirlerden örnek vereyim mesela ben bir konu hakkında düşüncelerimi o şekilde dile getirdiğimde içimde bir yer yine tam olarak rahatlamasa da o yerdeki rüzgarlar biraz dinmiş oluyor. Sonrasında tekrar okuyarak gülebiliyorum. Bir anlamda kötü veya iyi düşünceleri sömürme diyelim. Tabii bunun gülünecek konusu var, gülünmeyecek konusu var. Ben babamı kek tavasına benzettiğim şiire sonrasında gülebilirim ama Mel izlediği, seks işçiliğini konu alan belgeselden sonra küçük bir kızın gözünden o hayatı anlattığı şiirine sonrasında gülmeyebilir.
Her neyse, insanlar bir şekilde bunu kendilerini ve düşüncelerini ifade etmek için yapıyorlar ve bence bu sihirli denebilecek bir şey. Yaşadıkları, gördükleri, hissettikleri ve daha zilyon şey onlara ilham veriyor ve ürün olarak bunları ortaya koyuyorlar, bazen binlerce, milyonlarca insanın sesi oluyorlar böylelikle, yalnız olmadıklarını onlara hatırlatıyorlar.
Gerçekten devam ederdim ama gözlerim yanıyor ve daha birkaç şey.
“Kim size ne söylerse söylesin, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir. Şiirleri sevimliler diye yazıp okumuyoruz. Şiirleri yazıp okuyoruz çünkü insan ırkının üyeleriyiz. Ve insan ırkı tutkuyla dolu. Tıp, hukuk, ticaret, mühendislik; bunlar ulu ve hayatı devam ettirmek için gerekli işler. Ama şiir, güzellik, romantizm, aşk, sevgi: bunlar uğruna hayatta kaldığımız şeyler.”
Gördüğüm bir film ya da dizi alıntısıydı çevireyim dedim. Hangi film ya da dizi olduğu yazmıyordu açıkçası bakmaya da üşendim neyse.
Burada ben bahsedeyim bari biraz şu konudan o zaman... Ukulele çalışmak istiyorum gerçi şu an ama sanırım buna da zaman ayırabilirim.
Ne diyorduk... Sanatçılar. Duygu ve düşüncelerini sanatlarına nasıl aktardıkları falan... Uzunluğunu yeterli bulsaydım çevireceğim yazıda müzisyen diyordu ama neyse ben sanatçıların şarkı sözü yazan ve söyleyen kısmını ele alacağım. Sanatçıları açıklamaya kalkarsak bu yazı bitmez çünkü ve saat on bir buçuk oluyor, daha ukulele çalmak istiyorum. Kısa bir şeyler yumurtlayıp gideceğim.
Mesela bir sanatçı şarkı sözü yazarken ne hisseder, o an nasıl bir ruh haline girer bilemiyorum zaten herkesinki aynı da olmaz. Bu arada işini düzgün yapan, yeri geldiğinde metaforlardan vs. yararlanıp gerçekten güzel şarkı sözü yazanlardan bahsediyorum. Yazdığım şiirlerden örnek vereyim mesela ben bir konu hakkında düşüncelerimi o şekilde dile getirdiğimde içimde bir yer yine tam olarak rahatlamasa da o yerdeki rüzgarlar biraz dinmiş oluyor. Sonrasında tekrar okuyarak gülebiliyorum. Bir anlamda kötü veya iyi düşünceleri sömürme diyelim. Tabii bunun gülünecek konusu var, gülünmeyecek konusu var. Ben babamı kek tavasına benzettiğim şiire sonrasında gülebilirim ama Mel izlediği, seks işçiliğini konu alan belgeselden sonra küçük bir kızın gözünden o hayatı anlattığı şiirine sonrasında gülmeyebilir.
Her neyse, insanlar bir şekilde bunu kendilerini ve düşüncelerini ifade etmek için yapıyorlar ve bence bu sihirli denebilecek bir şey. Yaşadıkları, gördükleri, hissettikleri ve daha zilyon şey onlara ilham veriyor ve ürün olarak bunları ortaya koyuyorlar, bazen binlerce, milyonlarca insanın sesi oluyorlar böylelikle, yalnız olmadıklarını onlara hatırlatıyorlar.
Gerçekten devam ederdim ama gözlerim yanıyor ve daha birkaç şey.
“Kim size ne söylerse söylesin, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir. Şiirleri sevimliler diye yazıp okumuyoruz. Şiirleri yazıp okuyoruz çünkü insan ırkının üyeleriyiz. Ve insan ırkı tutkuyla dolu. Tıp, hukuk, ticaret, mühendislik; bunlar ulu ve hayatı devam ettirmek için gerekli işler. Ama şiir, güzellik, romantizm, aşk, sevgi: bunlar uğruna hayatta kaldığımız şeyler.”
Gördüğüm bir film ya da dizi alıntısıydı çevireyim dedim. Hangi film ya da dizi olduğu yazmıyordu açıkçası bakmaya da üşendim neyse.
6 Nisan 2016 Çarşamba
Müzik Dünyası Bana Hazır Olsun!
Neden bilmiyorum ama hayatımın biraz daha düzene girdiğini hissettim... Yoksa yeni bir şey ekleyerek hayatımı kendim mi daha karışık hale getireceğim bilmiyorum gerçi. Bu pazar ukulele almaya gideceğiz aşırı heyecanlıyım. Şimdiden akor defterimi oluşturma çalışmalarıma başladım hangi şarkılara çalışacağım, parmakları nerelere koyacağıma şimdiden bakıyorum. Ama elimde somut bir ukulele olmadıkça bu pratikler bir yerde tıkanıyor tabii. Ukulele dediğim zaman hiç anlayan görmedim herkes HEA tepkisini veriyor ben de küçük gitar düşünün işte ya hehehe diyorum çünkü başka çarem yok. Başlı başına ayrı bir enstrüman olduğunu nasıl anlatacaksın o sırada ukulelenin. Neyse sonuç olarak bir müzik aleti çalmaya başlayacağım, bunu seçmemin nedeni küçük olması, aşırı gürültüsünün olmaması ve öğrenmek için illa da öğretmeni gerekmemesi. Bateriye başlayacaktım, -hatta bir gün başlamazsam en azından pedleriyle, içimde ukte kalacağını düşünüyorum- ortam da hazırdı babamın ilkokul arkadaşı uluslararası bir baterist olmuş eşiyle beraber falan. O sırada her şey yolunda gidiyordu ama zaman bulunamadı, her pazar modaya gidecek durum olmayabilirdi, babamın arkadaşı babamdan para almayacağı için babamın içinde yaşadığı duygusal çöküntüler falan derken yine bateri maceram rafa kalktı. Bu enstrümana olan aşkımın biteceğini hiç sanmıyorum ama.
Bir şekilde hayatımın düzene girdiğini hissettim demiştim başta. Bir müzik aleti çalmak hayatımda ne kadar şeyi değiştirecek bilmiyorum ama ben tin tin diye kendi kendime çalarken bile mutlu olacağıma inanıyorum. Müzik beni yoran, kötü etkileyen her şeyi defediyor çünkü. Dinlediğim şarkıları ukuleleden çaldığımı falan hayal etmek bile saçma sapan mutlu ediyor beni. Bugünkü coğrafya sınavı üzerimden geçtiği halde pozitifimi bozamadı mesela. Gerçi sınavdan çıktıktan sonra sınavı pek düşünmem ama. Aleti sınav haftasının bitiminde alacak olmamız da ayrı bir avantaj bence. Umarım her şey güzel olur.
Ve liseye başladığımdan beri doğru dürüst kitap okumadığımı fark ettim. Şöyle bir baktım ne yapıyorum onun dışında diye. Eskiden okuduğum zamanlarda şimdi ne yapıyorum diye. Bir anda müziğe ve dilimi geliştirmeye daha çok önem verdiğim, yazdığım ingilizce şiirler, hikayem, müzik enstrümanı maceralarım ve çevirilerim geldi. Sanırım önceden kitap okuduğum zamanlarda şimdi bunları yapıyorum. Belki başka şeyler de yapıyorumdur şu an saat on bir ve klavyede hızlıca tur atıp bunları yazarken aklıma ilk bunlar geldi. Zaten en küçük boşlukta açıyorum önüme çeviri defterimi. Yakın zamanda kitap okumaya devam etmeyi düşünüyorum; nasıl olacak bilmiyorum ama deneyeceğim.
İleride içerik ekleme imkanım olursa yine dergilerden alıntıları yazmayı planlıyorum bu arada. Gülü gülü.
Bir şekilde hayatımın düzene girdiğini hissettim demiştim başta. Bir müzik aleti çalmak hayatımda ne kadar şeyi değiştirecek bilmiyorum ama ben tin tin diye kendi kendime çalarken bile mutlu olacağıma inanıyorum. Müzik beni yoran, kötü etkileyen her şeyi defediyor çünkü. Dinlediğim şarkıları ukuleleden çaldığımı falan hayal etmek bile saçma sapan mutlu ediyor beni. Bugünkü coğrafya sınavı üzerimden geçtiği halde pozitifimi bozamadı mesela. Gerçi sınavdan çıktıktan sonra sınavı pek düşünmem ama. Aleti sınav haftasının bitiminde alacak olmamız da ayrı bir avantaj bence. Umarım her şey güzel olur.
Ve liseye başladığımdan beri doğru dürüst kitap okumadığımı fark ettim. Şöyle bir baktım ne yapıyorum onun dışında diye. Eskiden okuduğum zamanlarda şimdi ne yapıyorum diye. Bir anda müziğe ve dilimi geliştirmeye daha çok önem verdiğim, yazdığım ingilizce şiirler, hikayem, müzik enstrümanı maceralarım ve çevirilerim geldi. Sanırım önceden kitap okuduğum zamanlarda şimdi bunları yapıyorum. Belki başka şeyler de yapıyorumdur şu an saat on bir ve klavyede hızlıca tur atıp bunları yazarken aklıma ilk bunlar geldi. Zaten en küçük boşlukta açıyorum önüme çeviri defterimi. Yakın zamanda kitap okumaya devam etmeyi düşünüyorum; nasıl olacak bilmiyorum ama deneyeceğim.
İleride içerik ekleme imkanım olursa yine dergilerden alıntıları yazmayı planlıyorum bu arada. Gülü gülü.
4 Nisan 2016 Pazartesi
Gece Gece Ne Yapıyorum Ben
Bir süredir buraya yazmadığımı fark ettim ve yine sınav haftasının göbeğinde bir şeyler karalamaya karar verdim. Ne yazacağımı gerçekten bilmiyorum bildiğim tek şey yarın biyoloji sınavı var ve sanırım demin ayrı eve çıkarsam duvarlarımı döşeyeceğim resimleri seçtim. Sevde de bana katılıp ayrı eve çıktığımızda güzel duracaklarını söyledi. İmalar havada uçuşuyordu adeta ve yetişemiyordum! Neyse yakın arkadaşlarımın benden en az bir şehir mesafe kadar uzakta olmasından iyi etkilenmiyoruz yani. Ama bir şey diyeceğim seçtiğim resimler harbi duvarda güzel dururdu.
“Herkes sevginin acıttığını söylüyor ama du doğru değil. Yalnızlık acıtır, reddetme acıtır. Birini kaybetmek acıtır. İmrenme, kıskançlık acıtır. Herkes bu şeyleri sevgiyle karıştırıyor, ama aslında sevgi bu dünyada bütün acıların üzerini kapatan ve birini yeniden harika hissettiren tek şey. Sevgi bu dünyada acıtmayan tek şey.”
Ailemin duvarıma bir şey yapıştırmama kızmalarından değil ki zerre karışmıyorlar, bana bakışları değişirdi belki bahsettiklerimi şu an assaydım. Neyse iş gittikçe garipleşiyor kendimden şüphe etmeye başlayacağım.
Son zamanlarda düşündüğüm tek şey uyumam gerekiyor, şu ödev önümüzdeki haftaya mı, yarın hangi sınav vardı, hayatımla ne yapıyorum gibi şeyler olduğu için ne çevirilerime devam edebiliyorum, ne hikayeme ne de şiirlerime. Neyse birkaç hafta böyle sıktım mı sonrası yine aynı gidiyor zaten. Ve evet sanırım şu ingilizce şiir yazma olayını sevdim sanırım. Servis şoförümüz olan İskender abinin öylesine sorduğu ne yapıyorsun sorusuna ingilizce şiir yazdım diye cevap verince ülkede kaç kişinin böyle bir şeyle uğraşıyor olduğunu otuz saniye kadar düşündük. Ki o zaman gerçekten yirmi dakikada falan yazıp bitirmiştim, sanırım rekorum. Yarı uyuyor vaziyetteydim.
Yaptığım şeylere daha çok bağlanmamı sağlayan şey belki de çok kişinin onlarla uğraşmıyor oluşudur diye düşündüm. En azından etrafımdaki kimsenin. İngilizceye yatkınlığım var çünkü küçüklükten beri benim yapabildiğim ama başkalarının yapamadığı, anlayamadığı şeylere ilgi duymak hoşuma gitmiştir. Belki bana kattığı azıcık gizemden, belki de ayırt edilebilir olmayı istememden. Bilmiyorum. Ne saçmalıyorsam buraya şu anda onu da bilmiyorum. Saat de zaten gece yarısı oldu. Belki sınavlardan sonra buraya yine gelip daha iyi şeylerden bahsederim. Bakıyorum da şu dört paragraf tamamen gereksiz. Neyse. Küçük bi çeviri yapayım gideyim bari.
“Herkes sevginin acıttığını söylüyor ama du doğru değil. Yalnızlık acıtır, reddetme acıtır. Birini kaybetmek acıtır. İmrenme, kıskançlık acıtır. Herkes bu şeyleri sevgiyle karıştırıyor, ama aslında sevgi bu dünyada bütün acıların üzerini kapatan ve birini yeniden harika hissettiren tek şey. Sevgi bu dünyada acıtmayan tek şey.”
Liam Neeson
Ov duygusalmış biraz neyse. İyi geceler o zaman.
19 Mart 2016 Cumartesi
Hep Duygusal Olacak Değiliz Ya
Buraya kendimce karaladığım şeylerde hep duygusal yanımdan bahsetmişim onu fark ettim. Bu yayını muhtemelen bugün de yayınlayamayacağım zira ilhamı şimdi geldi ve dışarı çıkacağız.
Demek istediğim hep ağlayan aşırı duygusal bir insan da sayılmam tamamen. Bu hal hayatımın çoğunu kaplıyor olabilir ama aynı zamanda güldüğümde arkasını alamayan biriyim. İzlediğim şeylerden etkilenmem için illa ağlatması gerekiyor yani. Ve şuna bir açıklık getirmek istiyorum, birini sevmek tüm fikirleriyle, dünya görüşüyle onunla aynı olmayı gerektirmez. Birini tüm görüşlerine katılmadan veya her hareketini onaylamadan da sevebilirsiniz, buna bir fikre sahip olmak ve insan olmak deniyor sanırım. Birine hayran olanların hayran oldukları kişinin her şeyini uyguladıkları, destekledikleri gibi bir algı yerleşmiş de, bazı kişiler için geçerli olabilir elbette, hiçbir zaman genelleme yapamayız ama ne kadar takıntılı olursak olalım bu kadar körleşmedik bence. Yani hatrı sayılır miktarda insanımız. Yazıya devam etmek isterdim ama şu an arkada piyano versiyonu çalan bir şarkıyı söylüyorum ve dışarı çıkmamız gerekiyor. Birkaç video bırakıp gideceğim. Bunlar özenle seçtiklerim de değil hem, sabah kalktığımda izlediklerim, tekrar izlesem de pişman olmadığım videolar.
Demek istediğim hep ağlayan aşırı duygusal bir insan da sayılmam tamamen. Bu hal hayatımın çoğunu kaplıyor olabilir ama aynı zamanda güldüğümde arkasını alamayan biriyim. İzlediğim şeylerden etkilenmem için illa ağlatması gerekiyor yani. Ve şuna bir açıklık getirmek istiyorum, birini sevmek tüm fikirleriyle, dünya görüşüyle onunla aynı olmayı gerektirmez. Birini tüm görüşlerine katılmadan veya her hareketini onaylamadan da sevebilirsiniz, buna bir fikre sahip olmak ve insan olmak deniyor sanırım. Birine hayran olanların hayran oldukları kişinin her şeyini uyguladıkları, destekledikleri gibi bir algı yerleşmiş de, bazı kişiler için geçerli olabilir elbette, hiçbir zaman genelleme yapamayız ama ne kadar takıntılı olursak olalım bu kadar körleşmedik bence. Yani hatrı sayılır miktarda insanımız. Yazıya devam etmek isterdim ama şu an arkada piyano versiyonu çalan bir şarkıyı söylüyorum ve dışarı çıkmamız gerekiyor. Birkaç video bırakıp gideceğim. Bunlar özenle seçtiklerim de değil hem, sabah kalktığımda izlediklerim, tekrar izlesem de pişman olmadığım videolar.
İlham Mı Gelse Ne...
Son zamanlarda etrafımdaki her şeyden çok çabuk etkilendiğimi fark ettim. Etkilenmek kötü anlamda değil ama, ingilizce şiir yazmaya başladığımdan içimdekileri oraya dökmek öyle tatmin edici geliyor ki artık ilgimi çeken, beni üzen her şeyi toplamaya çalışıyorum defterimde. Ki zaman ayırabildiğimde kelimelerle oynayabileyim, ortaya fark etmeden garip ama hoşuma giden bazen uyaklı, bazen uyaksız şeyler çıkıyor. Yazdıklarıma hala tam olarak şiir demeye cesaret edemiyorum belki güvensizliğim yüzünden ama olsun bir şeyler yazıyoruz işte.
Kendimi gittikçe şu sanat denen şeyin içinde kaybettiğimi fark ettim. İçinde gezdiğim veya yarattığım dünyalarda öyle kayboluyorum ki bazen oturup hayatımla ne yapıyorum diye düşünmem gerekiyor. Geçen gün sevdiğim bir grubun canlı performans videosunu izlerken nasıl ağlamaya başladıysam kardeşim odama gelip iyi olup olmadığımı sordu. Bu hiç gurur duymadığım anımı buraya neden yazdım hiç bilmiyorum.
Sadece, bana bir şekilde ilham vermiş, hayatımda yer edinmiş şeyler karşıma çıktığında gözyaşlarımı tutamıyorum. Duygusal düşünmemden de kaynaklanabilir tabii güçlü ihtimalle. Değişik bir sevgi. Dün gece de soğukta anahtarını bulamadığım balkona pencereden elimde şiir defterim ve sandalyemle kaçak iniş yaptım mesela. Normalde hiçbir güç bana bunu yaptıramaz. İki şiirimi tamamladım balkonda durduğum bir buçuk saat içinde, ve üçüncüye başladım. Babamla ilgili yazdığım şiirde onu bir kek tavasına benzettim ama neyse, bence güzel de oldu. İngilizce yazdığım için yazarken sürekli araştırmam gerekiyor bir de. O soğukta her şeyden uzak kalmak için o soğuk balkonda durmayı bana sadece bir şeyler üretme, yaratma zevki yaptırabilir sanırım. Bir şeyler üretme hevesini de sevdiğim sanatçılardan aldığım içindir belki, en azından bir nedenidir, onlara bu kadar bağlı olmamın.
Kendimi gittikçe şu sanat denen şeyin içinde kaybettiğimi fark ettim. İçinde gezdiğim veya yarattığım dünyalarda öyle kayboluyorum ki bazen oturup hayatımla ne yapıyorum diye düşünmem gerekiyor. Geçen gün sevdiğim bir grubun canlı performans videosunu izlerken nasıl ağlamaya başladıysam kardeşim odama gelip iyi olup olmadığımı sordu. Bu hiç gurur duymadığım anımı buraya neden yazdım hiç bilmiyorum.
Sadece, bana bir şekilde ilham vermiş, hayatımda yer edinmiş şeyler karşıma çıktığında gözyaşlarımı tutamıyorum. Duygusal düşünmemden de kaynaklanabilir tabii güçlü ihtimalle. Değişik bir sevgi. Dün gece de soğukta anahtarını bulamadığım balkona pencereden elimde şiir defterim ve sandalyemle kaçak iniş yaptım mesela. Normalde hiçbir güç bana bunu yaptıramaz. İki şiirimi tamamladım balkonda durduğum bir buçuk saat içinde, ve üçüncüye başladım. Babamla ilgili yazdığım şiirde onu bir kek tavasına benzettim ama neyse, bence güzel de oldu. İngilizce yazdığım için yazarken sürekli araştırmam gerekiyor bir de. O soğukta her şeyden uzak kalmak için o soğuk balkonda durmayı bana sadece bir şeyler üretme, yaratma zevki yaptırabilir sanırım. Bir şeyler üretme hevesini de sevdiğim sanatçılardan aldığım içindir belki, en azından bir nedenidir, onlara bu kadar bağlı olmamın.
8 Mart 2016 Salı
Biçim Örnekleri
Gazel Örneği
Matla’ Gitdün amma ki kodun hasret ile canı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Hüsn-i matla Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdur sensüz
Mey-i zehrâb-ı sitem sâgar-ı gerdanı bile
Bağa sensüz bakamam çeşmüme âteş görinür
Gül-i handanı degül serv-i hırâmânı bile
Hüsn-i makta’ Sîneden derd ile bir âh ideyin kim dönsün
Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşânı bile
Makta’ ve Talıallüs Hâr-ı firkatle Neşâtî-i hazînün vâ-hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldı girîbânı bile
Neşâtî
Kaside Örneği
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.)
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.)
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez. )
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
vermek hayırlı bir iştir.)
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
sofular da kevser istiyorlar.)
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
bırakamam.)
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
sevgiliye su sunun.)
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
kurtarabilir.)
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
değiştirmesi gerekir.)
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su
(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
göstermiştir.)
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
serpmiştir.)
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
meydana çıkarmıştır.)
Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz
bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce
mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir
mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
olsa o eşikten dönmez.)
Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının
zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
derman bilirler.)
Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
(Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
(Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin
çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
su iner.)
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
ümitliyim.)
Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su
(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde)
sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
(damlası) gibi birer inci olmuştur.)
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
(gözyaşı) döktüğü zaman,)
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
ummaktayım.)
Şair Fuzuli
Amma da uzunmuş ha.
Mesnevi Örneği
Dîbâce-i Eş'âr-ı Gül-i Sad-Berg
1. Seherden seyre vardum murgzâra
Hezârân murg gördüm geldi zara
2. Gül ü lâleyle zeyn olmış çemenler
Oyuna girdi gönlekcek semenler
3. Çü gördüm nakş-ı Erjeng oldı sahra
Edüp bir nice rengîn şi'r peyda
4. Kadem basdum izâr-ı mihr ü mâha
Ki tâ erdüm cenâb-ı Pâdişâha
5. Yüzüm sürüp çemenler gibi hâke
Du'âlar eyledüm ol zât-ı pâke
6. Oluban bîd bergi gibi lerzân
Nihâl-i erguvan-veş derledüm kan
7. Sunup bu nazmı dest-i Şehriyâra
Gül-i sad-bergi irgürdüm bahara
Hayalî Bey
Kıta Örneği
İlm kesbiyle pâye-i rif'at
Ârzû-yı muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
ilm bir kîl ü kâl imiş ancak (Fuzulî)
Müstezat Örneği
Bülbül yetişir bağrımı hûn etti figânın
Zabt eyle dehânın
Hançer gibi deldi yüreğim tîg-i zebânın
Te'sîr-i lisânın
Rubai Örneği
Esrârını dil zaman zaman söyler imiş
Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş
Aşk ehli olup da mihnet-i hicrâne
Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş
Azmizade Haleti
Yukarıdaki Rubainin Günümüz Türkçesiyle Karşılığı
Gönül, sırlarını zaman zaman söylermiş.
Gama düştüğü zaman destan söylermiş.
Âşık olup da ayrılık acısına,
Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.
Tuyuğ Örneği
Işkın odına gönül pervânedür
Tâkatüm yoh bilmezem pervâ nedür
Fursat olınca gönül sen yanadur
Âşıkun âyîni budur ya nedür (Seyyid Nesimî)
Murabba Örneği
Nedendir bilsem ey bülbül figânın
Açarsın ellere râz-ı nihânın
Niçin hâr-ı belâdır âşiyânın
Vefâ-dâr olmadı mı gül-sitânın
Dem-â-dem ney gibi efgân edersin
Diken zahmıyla bağrın kan edersin
Dilinle sırrını destân edersin
Sana yâr olmadı mı dil-sitânın
Tenin hâkister etti nâr-ı âhın
Dükenmez dâhı âh-ı subh-gâhın “
Oluptur keşf-i râz etmek günâhın
Anınçin hâr-ı mihnettir mekânın
Var öğren aşk işin pervaneden sen
Ki olmuş ana âteş sahn-ı gülşen
Nedir bu girye vü feryâd u şiven
Kokarken güllerini bûsitânın
Visâl-i nev-bahâra olma hurrem
Dolu hâr-ı cefadır bâğ-ı âlem “em” tam uyak
Yürü Aşkî gibi eyle dem-â-dem
Duâ-yı devletin şâh-ı cihânın
AŞKİ
Şarkı Örneği
Kimlerüñ çeþmine ol sîne bu þeb nûr oldý
Nereye gitdi o her-câyî o meh-pâre 'aceb
Kimlerüñ yâresine merhem-i kâfûr oldý
Kandedür kande o zâlim o sitem-kâre 'aceb
Tekrib-i Bent Örneği
Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)
Terci-i Bent Örneği
1
Tâli' oldı neyyir-i ikbâl-i devlet subhdem
Şu'le saldı âleme necm-i hidâyet subhdem
Kâ'inâtı kıldı mir'ât-ı cemâl-i şâhdan
Gark-ı envâr-ı hidâyet Rabb-ı izzet subhdem
Çokdan eylerdi cemâl-i bâ-kemâlin arzu
Ber-murâd oldı hele tâc-ı sa'âdet subhdem
Şeş cihâtı rûşen itdi taT atından gün gibi
Buldı ziynet çârsû-yı mülk ü millet subhdem
Nâgehân bir toz kopardı bâd-ı pây-ı devleti
Rûşen oldı dîde-i a'yân-ı hazret subhdem
Nevbet ol şâh-ı cevân-baht-ı cinânundur deyu
Çaldılar eflâkden kûs-ı beşaret subhdem
Âfitâb-ı âlem-ârâ gibi zerrin tâc ile
Taht-ı sîmîn üzre saldı ferr-i devlet subhdem
Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murad
Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd
5
Gül gibi halkı nesîm-i hulkı handan eylesün
Nevbahâr-ı adli âfâkı gülistan eylesün
Âsumânun gâşe-i bâm-ı zümürrüd-fâmına
Kadri tâvûsı çıkup gün gibi cevlân eylesün
Kârgâh-ı dîn ü devletde düşen duşvâr işin
Hak Te'âlâ hazreti lutfından âsân eylesün
Târ-ı zülfü turra-i hûbân-ı müşgîn-mû gibi
Sâl-i ikbâlin Huda bî-hadd ü pâyân eylesün
Karşusında ayagun tursun mülûk el baglasun
Kendü çıksun bârgâh-ı adle dîvân eylesün
Şevket-i Iskenderi dârât-ı Dârâ bî-kusûr
Mesnedün şimdengeru taht-ı Süleyman eylesün
Mülk-i Mısra nitekim bir bendesin sultân ider
Bir kulın salsun diyâr-ı Çine hâkân eylesün
Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd
(5 bend)
Naat Örneği
Gönül hun oldu şevkinden boyandım ya Resulallah,
Nasıl bilmem bu nirana dayandım ya Resulallah,
Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Resulallah,
Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Resulallah....
(...)
Kaynakça
http://www.turkedebiyati.org/
http://www.sonpeygamber.info/
http://www.liseedebiyat.com/
http://edebiyatforum.com/
http://www.turkedebiyati.org/
http://mesnevi-ornekleri.nedir.org/
http://www.edebiyatkonulari.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)