20 Aralık 2015 Pazar

Örnek Divan ve Halk Şiirleri

Divan şiirleri;

Bir Dil mi Kalmışdur Bu Tîr-i Gamzeden Kan Olmamış (gazel)

Bir dil mi kalmışdur bu tîr-i gamzeden kan olmamış
Bir cân mı vardur ol keman ebruya kurbân olmamış

Şol ömr kim sensüz geçer ol ömr zâyi ömr imiş
Bir cân k'anun cânânı yok ol cân dahi cân olmamış

Ne fitnedür yâ Rab bu kim bir dil-berün her gamzesi
Bir demde bin cân almasa dirler bu fettan olmamış

Zülfin gidermiş ol sanem kâfirliğin komaz henûz
Zünnârıflı kesmiş velî dahi Müselmân olmamış

Şehründe lâ'lün şevkine şol denlü kan ağlamışam
Kim bir der ü divâr yok yâkuut ü mercan olmamış
.........................
Mecmû'-ı diller mecmaı zülfündür anı çözse bâd
Cem'iyet-i hatır m'olur andan perîşân olmamış

Gülden kohun alub seher âh itse Ahmed derd ile
Bülbül bulınmaz bağda kim bağrı biryân olmamış



Açıklama: Müstef’ilün müstef’ilün müstef’ilün müstef'ilün


Ahmed Paşa


Cân Bana Bâr-ı Girân Olurdı Cânân Olmasa (gazel)



Cân bana bâr-ı girân olurdı cânân olmasa 
Cân olurdı derd ü gam cismümde ger cân olmasa 

Ârzû-yi halka-i Beyt-ül-harâm olsun harâm 
Ger hayâl-i halka-i zülf-i perîşân olmasa 

Cennet-i kûyında kalurdum ger olmasa rakîb 
Ravzadan Âdem kaçan çıkardı şeytân olmasa 

Derd-i cânân ile dil şol denlü ülfet tutdı kim 
Kâş ki cümle cihân derd olsa dermân olmasa 

Kirpiğün zahm urıcak bağrumı gamzendür delen 
Tîr igende kâr-ger olmazdı peykân olmasa 

Cân ü dilde tîr-i gamzen üzre bir ceng oldu kim 
Kan olurdu arada sinemde pinhân olmasa 

Gam yimezdüm dil sarayın yıkduğıyçün rûzigâr 
Hayl-ı sultân-ı hayâlün anda mihmân olmasa 

Hattunun hükmin dutardım câna tezvîr olmasa 
Zülfünün çevrin çekerdüm nâ-Müselmân olmasa 

Didüm ağlarken başum top eyle çevgân zülfüne 
Didi çevgân gösterürdüm sana bârân olmasa 

Bâğ-bân zülfün harîf olmazdı hüsnün bezmine 
Mâ-hazar avcında şol sîb-i zenahdân olmasa 

Sen giderken sûzumı f-il-cümle teskîn itdi eşk 
Bana âhır demde rahm itmezdi insan olmasa 

Ahmed'ün aşkı zebûrın ezber it k'olmaz beyân 
Ma'nişi gül hüsninün bülbül gazel-hân olmasa 


Açıklama: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün


Ahmed Paşa

Ey Fitnesi Çok Kavli Yalan Yandum Elünden (gazel)


Ey fitnesi çok kavli yalan yandum elünden 
fifr nâz ile bin gonül alan yandum elünden 

Sen şem' gibi gayr ile meclisde gülersin 
Ben akıduram yaş ile kan yandum elünden 

Ney gibi delindi ciğerüm ışkun elinden 
Her dem iderem âh ü figaan yandum elünden 

Yandı dü cihân âteş-i ahumla ve lîkin 
Ben senün eyâ şâh-ı cihân yandum elünden 

Şol sunduğun âteş midür ey sâki bana kim 
Sen aldun ele cam hemân yandum elünden 

Her hâr ile sen sohbet idersin dün ü gün ben 
Derdün iderem mûnis-i cân yandum elünden 

Ahmed çeke cevrüni ve lûtfun göre agyâr 
Ey şefkati az şâh-ı cihân yandum elünden 


Açıklama: Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faûlün

Ahmed Paşa


Halk şiirleri;

BEN GÜZELE GÜZEL DEMEM




Ben güzele güzel demem
Güzel benim olmayınca
Muhannetin kahrın çekmem
Gel deyip de gelmeyince

Gelirim amma döverler
Bizi bu ilden kovarlar
Güzel olanı severler
Ben ölürüm görmeyince

Var ol yürü var ol yürü
Kara bağrın yere sürü
Döğün döğün ağla bari
Benim gönlüm olmayınca

Senin çağın geçer olur
Bu dünyalar kime kalır
Tomurcuk gül gazel olur
Vaktında derilmeyince

Karac’oğlan sözün haktır
Düşmanın dostundan çoktur
Bizim’çin aynlık yoktur
Ya sen ya ben ölmeyince



KARACAOĞLAN


BUGÜN BEN PÎRİMİ GÖRDÜM



Bugün ben pîrimi gördüm
Pîrin eşiği güldür gül
Eğildim yüzümü sürdüm
Pîrin eteği güldür gül

Gülden terazi yaparlar
Gülü gül ile tartarlar
Gül alırlar gül satarlar
Çarşı pazarı güldür gül

Gülden değirmeni döner
Onun ile gül öğünür
Akar arkı döner çarkı
Bendi pınarı güldür gül

Gel ha gel ha can Hatâyî
Dostun nefesi güldür gül
Şu öten garip bülbülün
Derdi figanı güldür gül

Ümmî Sinan



SEN VARSIN ORDA





Aşkımın temeli sen bir âlemsin
Sevgi muhabbetsin dilde kelamsın
Merhabasın dosttan gelen selamsın
Duyarak alırım sen varsın orda

Saklarım gözümde güzelliğini
Her neye bakarsam sen varsın orda
Kalbimde gizlerim muhabbetini
Koymam yabancıyı sen varsın orda

Çeşitli çiçekler yeşil yapraklar
Renklerin içinde nakşını saklar
Karanlık geceler aydın şafaklar
Uyanır cümlâlem sen varsın orda

Mevcudiyetteki kudreti kuvvet
Senden hasıl oldu sen verdin hayat
Yoktur senden başka ilânihayet
İnanıp kanmışım sen varsın orda

Hu çeker iniler çalınan sazlar
Kükremiş dalgalar coşar denizler
Güneş doğar perdelenir yıldızlar
Saçar kıvılcımlar sen varsın orda

Veysel’i söyleten sen oldun mutlak
Gezer daldan dala yorulur ahmak
Sen ağaç misali biz dalda yaprak
Meyva çekirdeksin sen varsın orda

Âşık VEYSEL




Kaynakça

http://siirtutkusu.com/

https://simgesiir.wordpress.com

17 Aralık 2015 Perşembe

Bazı İkinci Yeni Şairleri ve Birer Örnek Şiirleri

İlhan Berk -18 Kasım 1918 - 28 Ağustos 2008-





















DENİZ KİTABI


Bitkileri öğreniyorum. Otları, çiçekleri
Bir taflanı alıyorum. Taflan bu diyorum.

Başlıyorum incelemeye tutup iki ucundan. 
Bir pelin yaprağını koparıyorum sonra. 

Özsuyu çıkıyor elime.Bir dalı kanırtıyorum 
Yininden. Uzun, incecik bir söğüt dalını 

Damarlarını sayıyorum, bir suya bırakıyorum 
Dünyanın en güzel yeşili o zaman anlıyorum. 

Böyle bütün gün dolaşıp duruyorum 
Sonra birden kağıda kaleme sarılıyorum. 




Cemal Süreya -1931 - 9 Ocak 1990















GECE BİTKİLERİNDEN 



Gece bitkilerinden korkuyorum,

Hayır, geceleri bitkilerden!
Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
Bana açtığın her telefon. 

İki kalp arasında en kısa yol: 
Birbirine uzanmış ve zaman zaman 
Ancak parmak uçlarıyla değebilen 
İki kol. 

An ki fıskıyesi sonsuzluğun 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.





Edip Cansever -8 Ağustos 1928 - 28 Mayıs 1986-




















KAKTÜS


Sonunu istemiyorum sessizliğin

Yokluğu istemiyorum bu akşamüstü çınlamasında
Yüzümü dizlerime dayıyorum, bitiştiriyorum
Kollarımı da 
Bir kaktüs olmalıyım ben, dışıma yağan bir sağnak 
Olmalıyım 
Uçsuz bucaksız dünyada 
Güneşin doğuşunu bekleyen. 

Ufukta ansızın bir ışık çizgisi 
Avuçlarımdayım belki. 










Ece Ayhan -10 Eylül 1931 - 12 Temmuz 2002-




















DENİZİN ALTINDAKİ BANDOLAR


İşte ölüm şu derin taçlı şiirdir bak
Duman adamları maskeli katanalarıyla geçiyor
Çalan bir bandonun eşliğinde
Şimdiye dek ölünmeyen kentimizin üzerinden
Hiç değilse sokaklarında

- Sayın padişahım muhbir
Denizin altındaki bandolar da çalıyor muydu?

Parmak çocuk sorusu karşılığını da içinde taşır

- Ama şurasını unutuyorsun hep
Boğuldukları zamanki yaşlarıyladır çalgıcılar

Herhalde böyle bir şiire başlayan onu bütünler.




Turgut Uyar -4 Ağustos 1927 - 22 Ağustos 1985



ÇOK ÜŞÜMEK



Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın

Urban içinde üşüyüp üşüyüp kaldığımızın

Bir Kalır yanık yağlar yataklarda o oteller 
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer 

O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler 

Bir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri 
Bir kalır yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri 

Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız 
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız 

Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün 
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok üşüdüğümüzün