19 Mart 2016 Cumartesi

Hep Duygusal Olacak Değiliz Ya

Buraya kendimce karaladığım şeylerde hep duygusal yanımdan bahsetmişim onu fark ettim. Bu yayını muhtemelen bugün de yayınlayamayacağım zira ilhamı şimdi geldi ve dışarı çıkacağız.

Demek istediğim hep ağlayan aşırı duygusal bir insan da sayılmam tamamen. Bu hal hayatımın çoğunu kaplıyor olabilir ama aynı zamanda güldüğümde arkasını alamayan biriyim. İzlediğim şeylerden etkilenmem için illa ağlatması gerekiyor yani. Ve şuna bir açıklık getirmek istiyorum, birini sevmek tüm fikirleriyle, dünya görüşüyle onunla aynı olmayı gerektirmez. Birini tüm görüşlerine katılmadan veya her hareketini onaylamadan da sevebilirsiniz, buna bir fikre sahip olmak ve insan olmak deniyor sanırım. Birine hayran olanların hayran oldukları kişinin her şeyini uyguladıkları, destekledikleri gibi bir algı yerleşmiş de, bazı kişiler için geçerli olabilir elbette, hiçbir zaman genelleme yapamayız ama ne kadar takıntılı olursak olalım bu kadar körleşmedik bence. Yani hatrı sayılır miktarda insanımız. Yazıya devam etmek isterdim ama şu an arkada piyano versiyonu çalan bir şarkıyı söylüyorum ve dışarı çıkmamız gerekiyor. Birkaç video bırakıp gideceğim. Bunlar özenle seçtiklerim de değil hem, sabah kalktığımda izlediklerim, tekrar izlesem de pişman olmadığım videolar.












İlham Mı Gelse Ne...

Son zamanlarda etrafımdaki her şeyden çok çabuk etkilendiğimi fark ettim. Etkilenmek kötü anlamda değil ama, ingilizce şiir yazmaya başladığımdan içimdekileri oraya dökmek öyle tatmin edici geliyor ki artık ilgimi çeken, beni üzen her şeyi toplamaya çalışıyorum defterimde. Ki zaman ayırabildiğimde kelimelerle oynayabileyim, ortaya fark etmeden garip ama hoşuma giden bazen uyaklı, bazen uyaksız şeyler çıkıyor. Yazdıklarıma hala tam olarak şiir demeye cesaret edemiyorum belki güvensizliğim yüzünden ama olsun bir şeyler yazıyoruz işte.

Kendimi gittikçe şu sanat denen şeyin içinde kaybettiğimi fark ettim. İçinde gezdiğim veya yarattığım dünyalarda öyle kayboluyorum ki bazen oturup hayatımla ne yapıyorum diye düşünmem gerekiyor. Geçen gün sevdiğim bir grubun canlı performans videosunu izlerken nasıl ağlamaya başladıysam kardeşim odama gelip iyi olup olmadığımı sordu. Bu hiç gurur duymadığım anımı buraya neden yazdım hiç bilmiyorum.

Sadece, bana bir şekilde ilham vermiş, hayatımda yer edinmiş şeyler karşıma çıktığında gözyaşlarımı tutamıyorum. Duygusal düşünmemden de kaynaklanabilir tabii güçlü ihtimalle. Değişik bir sevgi. Dün gece de soğukta anahtarını bulamadığım balkona pencereden elimde şiir defterim ve sandalyemle kaçak iniş yaptım mesela. Normalde hiçbir güç bana bunu yaptıramaz. İki şiirimi tamamladım balkonda durduğum bir buçuk saat içinde, ve üçüncüye başladım. Babamla ilgili yazdığım şiirde onu bir kek tavasına benzettim ama neyse, bence güzel de oldu. İngilizce yazdığım için yazarken sürekli araştırmam gerekiyor bir de. O soğukta her şeyden uzak kalmak için o soğuk balkonda durmayı bana sadece bir şeyler üretme, yaratma zevki yaptırabilir sanırım. Bir şeyler üretme hevesini de sevdiğim sanatçılardan aldığım içindir belki, en azından bir nedenidir, onlara bu kadar bağlı olmamın.


8 Mart 2016 Salı

Biçim Örnekleri



Gazel Örneği


Matla’ Gitdün amma ki kodun hasret ile canı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Hüsn-i matla Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdur sensüz
Mey-i zehrâb-ı sitem sâgar-ı gerdanı bile
Bağa sensüz bakamam çeşmüme âteş görinür
Gül-i handanı degül serv-i hırâmânı bile
Hüsn-i makta’ Sîneden derd ile bir âh ideyin kim dönsün
Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşânı bile
Makta’ ve Talıallüs Hâr-ı firkatle Neşâtî-i hazînün vâ-hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldı girîbânı bile
Neşâtî



Kaside Örneği

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.)

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez. )

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
vermek hayırlı bir iştir.)

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
sofular da kevser istiyorlar.)

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
bırakamam.)

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
sevgiliye su sunun.)

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
kurtarabilir.)

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
değiştirmesi gerekir.)

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
göstermiştir.)

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
serpmiştir.)

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
meydana çıkarmıştır.)

Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz
bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce
mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir
mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
olsa o eşikten dönmez.)

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının
zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
derman bilirler.)

Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

(Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

(Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin
çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
su iner.)

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
ümitliyim.)

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde)
sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
(damlası) gibi birer inci olmuştur.)

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
(gözyaşı) döktüğü zaman,)

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
ummaktayım.)
Şair Fuzuli

Amma da uzunmuş ha.


Mesnevi Örneği

Dîbâce-i Eş'âr-ı Gül-i Sad-Berg
1. Seherden seyre vardum murgzâra
Hezârân murg gördüm geldi zara
2. Gül ü lâleyle zeyn olmış çemenler
Oyuna girdi gönlekcek semenler
3. Çü gördüm nakş-ı Erjeng oldı sahra
Edüp bir nice rengîn şi'r peyda
4. Kadem basdum izâr-ı mihr ü mâha
Ki tâ erdüm cenâb-ı Pâdişâha
5. Yüzüm sürüp çemenler gibi hâke
Du'âlar eyledüm ol zât-ı pâke
6. Oluban bîd bergi gibi lerzân
Nihâl-i erguvan-veş derledüm kan
7. Sunup bu nazmı dest-i Şehriyâra
Gül-i sad-bergi irgürdüm bahara

Hayalî Bey


Kıta Örneği

İlm kesbiyle pâye-i rif'at
Ârzû-yı muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
ilm bir kîl ü kâl imiş ancak (Fuzulî)



Müstezat Örneği

Bülbül yetişir bağrımı hûn etti figânın
Zabt eyle dehânın
Hançer gibi deldi yüreğim tîg-i zebânın
Te'sîr-i lisânın





Rubai Örneği

Esrârını dil zaman zaman söyler imiş
Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş
Aşk ehli olup da mihnet-i hicrâne
Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş
Azmizade Haleti

Yukarıdaki Rubainin Günümüz Türkçesiyle Karşılığı

Gönül, sırlarını zaman zaman söylermiş.
Gama düştüğü zaman destan söylermiş.
Âşık olup da ayrılık acısına,
Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.



Tuyuğ Örneği


Işkın odına gönül pervânedür
Tâkatüm yoh bilmezem pervâ nedür
Fursat olınca gönül sen yanadur
Âşıkun âyîni budur ya nedür
(Seyyid Nesimî)


Murabba Örneği
Nedendir bilsem ey bülbül figânın
Açarsın ellere râz-ı nihânın
Niçin hâr-ı belâdır âşiyânın
Vefâ-dâr olmadı mı gül-sitânın

Dem-â-dem ney gibi efgân edersin
Diken zahmıyla bağrın kan edersin
Dilinle sırrını destân edersin
Sana yâr olmadı mı dil-sitânın

Tenin hâkister etti nâr-ı âhın
Dükenmez dâhı âh-ı subh-gâhın “
Oluptur keşf-i râz etmek günâhın
Anınçin hâr-ı mihnettir mekânın

Var öğren aşk işin pervaneden sen
Ki olmuş ana âteş sahn-ı gülşen
Nedir bu girye vü feryâd u şiven
Kokarken güllerini bûsitânın

Visâl-i nev-bahâra olma hurrem
Dolu hâr-ı cefadır bâğ-ı âlem “em” tam uyak
Yürü Aşkî gibi eyle dem-â-dem
Duâ-yı devletin şâh-ı cihânın

AŞKİ


Şarkı Örneği


Kimlerüñ çeþmine ol sîne bu þeb nûr oldý
Nereye gitdi o her-câyî o meh-pâre 'aceb
Kimlerüñ yâresine merhem-i kâfûr oldý
Kandedür kande o zâlim o sitem-kâre 'aceb



Tekrib-i Bent Örneği

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı

(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)

Terci-i Bent Örneği

1
Tâli' oldı neyyir-i ikbâl-i devlet subhdem
Şu'le saldı âleme necm-i hidâyet subhdem
Kâ'inâtı kıldı mir'ât-ı cemâl-i şâhdan
Gark-ı envâr-ı hidâyet Rabb-ı izzet subhdem
Çokdan eylerdi cemâl-i bâ-kemâlin arzu
Ber-murâd oldı hele tâc-ı sa'âdet subhdem
Şeş cihâtı rûşen itdi taT atından gün gibi
Buldı ziynet çârsû-yı mülk ü millet subhdem
Nâgehân bir toz kopardı bâd-ı pây-ı devleti
Rûşen oldı dîde-i a'yân-ı hazret subhdem
Nevbet ol şâh-ı cevân-baht-ı cinânundur deyu
Çaldılar eflâkden kûs-ı beşaret subhdem
Âfitâb-ı âlem-ârâ gibi zerrin tâc ile
Taht-ı sîmîn üzre saldı ferr-i devlet subhdem

Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murad
Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd
5
Gül gibi halkı nesîm-i hulkı handan eylesün
Nevbahâr-ı adli âfâkı gülistan eylesün
Âsumânun gâşe-i bâm-ı zümürrüd-fâmına
Kadri tâvûsı çıkup gün gibi cevlân eylesün
Kârgâh-ı dîn ü devletde düşen duşvâr işin
Hak Te'âlâ hazreti lutfından âsân eylesün
Târ-ı zülfü turra-i hûbân-ı müşgîn-mû gibi
Sâl-i ikbâlin Huda bî-hadd ü pâyân eylesün
Karşusında ayagun tursun mülûk el baglasun
Kendü çıksun bârgâh-ı adle dîvân eylesün
Şevket-i Iskenderi dârât-ı Dârâ bî-kusûr
Mesnedün şimdengeru taht-ı Süleyman eylesün
Mülk-i Mısra nitekim bir bendesin sultân ider
Bir kulın salsun diyâr-ı Çine hâkân eylesün

Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd
(5 bend)

Naat Örneği

Gönül hun oldu şevkinden boyandım ya Resulallah,
Nasıl bilmem bu nirana dayandım ya Resulallah,
Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Resulallah,
Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Resulallah....
(...)



Kaynakça

http://www.turkedebiyati.org/
http://www.sonpeygamber.info/
http://www.liseedebiyat.com/
http://edebiyatforum.com/
http://www.turkedebiyati.org/
http://mesnevi-ornekleri.nedir.org/
http://www.edebiyatkonulari.com/

Divan Edebiyatındaki Nazım Biçimleri

Bugün okula gitmedim hocacığım ödev vermiş peki...

Konuya bir baktım da sınavdan önce tekrar için verilmiş gibi geldi. Bir de bu içerikte biçimleri tanıtmaya, sonrakinde örneklerini vermeye karar verdim zira içerik gereksiz uzayacak gibi geldi hepsini tek yayında alırsam. Örneklerin olduğu içeriğin bağlantısını da aşağılara bir yerlere koyarım.


Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

1. GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel adı verilir.

2. KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taç-beyt” adı verilir.

3. MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz. Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur. Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır.

4. KITA:
Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir.

5. MÜSTEZAT:
Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.


Bentlerde Kurulan Nazım Biçimleri

RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir. Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir.

TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin’dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).


Birden Çok Dörtlükler

MURABBA:
Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.

ŞARKI:
Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim’dir.

Not: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT’tır. Yani dört dizeden oluşan murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT’tır.

TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur.
Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.

TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer ; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır.


Divan Edebiyatı Nazım Türleri

TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.

NAAT: Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.

MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı’ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı’ndaki adı ise ağıttır).

METHİYE:
Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır.

HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.

FAHRİYE:
Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.

Not: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire” denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir.

Oh oh kopyala yapıştır az oralarıma buralarıma da kopyala yapıştır Bengisu.
Bulunamama ihtimaline karşı örnekler için buraya tık.

Kaynakça
http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/

4 Mart 2016 Cuma

Sanırım Bir Şeyler Yazdım...

Şimdi öncelikle bu bloga neden hala yazı eklediğim konusunda pek fikrim yok. Sanırım bir şekilde bazı zamanlar zaman geçirecek veya zehrimi akıtacak, biraz olsun aklımı başka bir şekilde meşgul edebileceğim bir yol gibi geliyor burası bana. Burası ne ara bu pozisyona geldi bilmiyorum ama içimdekileri vs. döktüğüm bir defterim yok tüm gün yerimde oturup çeviri falan yapıyorum. Geçen gün dil ve anlatım ödevini yapmadığım okulda aklıma geldi ödev ise betimleyici ve öyküleyici anlatımı kullanarak bir kompozisyon yazmaktı. Nedense bu dersin ödevlerini hep unutuyorum yani bu da okulda aklıma geldi. Gerçi evde aklıma gelseydi bir konu bulabilecek miydim ondan da emin değilim, muhtemelen yazmayacaktım. Her neyse sabah okula geldim -kulaklıklarım takılı elbette- aklıma dil anlatım ödevi geldi iki dakikada bir şeyler yazayım diye defteri önüme açtım daha ilk ders başlamamışken kulaklıklarım takılıyken bari nasıl hissettiğimi, müziğin bana etkisini falan yazayım dedim, öyküleyici veya betimleyici herhangi bir yanı yoktu belki ama en azından boş kağıttan iyi olur diye düşündüm, hoca zaten ödevleri okutmuyordu kontrol etse bile.

Anam bir yazmaya başladım duramıyordum, bazen aklıma geliyordu şurayı kısa keseyim, şuradan girersem şuradan çıkmadan olmaz o yüzden girmeyeyim hiç falan diye düşünceler. Sonuç olarak ortaya toplamda bir sayfa yazı çıktı. Devam edebilir miydim, durup arada düşünmesem en az 15 sayfaya kadar yolu vardı temiz. Genelde çok fazla böyle kendimle veya düşüncelerimle ilgili yazmadığım için bir girdim mi duramam. Veya hala kendini bulma aşamasında olan güvensiz bir ergen olduğum için uzuyordu yazılar. Ama içime attığım veya beni üzen şeylerin kötü enerjisini kendi kafama değil başka şeylere doğrultup tetiğini öyle çekmeyi öğrendiğim için çok sıkıntı olmuyor benim cephemde. En fazla egzamam falan azıyor, hoş ona da alıştım artık kaşınıp duruyorum falan hehe. Her neyse bir de ben böyle beni etkileyen şeylerden bahsederken genelde duygusallaşırım. konuşuyorsam bir şey anlatamam, yazıyorsam da çok ayrıntıya girdiğim için anlaşılmam, gözlerim dolar. Bir zamanlar hiç ağlamıyorum ben euheuheu diye dolanıyordum şimdi en küçük şeyde gözlerim doluyor. Şu an bunları yazarken aynı anda yarın gideceğimiz yerdeki bir arkadaşıma -aramızda yaklaşık kırk yaş var ama olsun- çok sevdiğim bir grubu tanıtacağım, onun için oynatma listesi hazırlıyorum.

Ha bir de dil anlatım ödevini yazarken kısa kesmelerimin nedeni ise geri kalanları buraya dökeceğimdi sanırım. Aslında direk fan gruplarından girmek istemiyorum ama konu oraya kaçacak ister istemez. Öncelikle fan gruplarını anlattığı videosuna hayran olduğum bir youtuberın videosunu paylaşmak istiyorum, muhtemelen yaptığım bu şizofrence davranış hoş görünmeyecek ama paylaşayım yine de. Bu arada video İngilizce.


Kesinlikle beni garipseyen insanlara izletmek istediğim bir video ama aralarından hiçbirinin ingilizcesi buradakileri anlayacak kadar iyi değil, yanlış anlaşılmasın; küçümsemiyorum ki zaten nefret ettiğim bir şeydir, sadece, öyle işte. Ben anlatmaya çalışınca anlamıyorlar üstelik karışık anlatmamak için elimden geleni yaptığım halde, sonra ben garip konuşan asosyal kız oluyorum. Her neyse küçük bir açıklayayım; efenim fan grupları ortak olarak bir sanatçıyı, şarkıcıyı veya bir ismi seven insanların toplandıkları yerlerdir. Somut bir yerden bahsetmiyorum tabi ki. Ünlü bir kişiyi -her zaman ünlü olmak zorunda bile değil- birkaç tane insanın ortak sevgisinin yükselttiği -tabi sevilen kişilik yükselmeyi hak ediyorsa başka- gruplardır aslında bir açıdan bakınca bayağı da eğlenceli bir olay. Birçok insanla aynı duyguları paylaştığını bilmek, sevdiğiniz kişilik, eğer kişilik veya yaptığı iş olarak da sizi yansıtıyorsa hemen ardından gelen AHA YALNIZ DEĞİLMİŞİİM hissi ve daha bir sürü şey.

Aslında söz konusu kişiliği veya kişilikleri aşırı sevme, -şarkıları öylesine bir anda denk geldiğinde gözlerin dolması, aşırı duygulanma, bir fotoğrafını gördüğünde gelen gururlu ebeveyn hissi- bunu yaşayan insanların temelde yalnız olduğunu gösteriyor bence. Annemle sevdiğim şarkıları paylaşıp hikayelerini anlattığımda, bana etkilerini anlattığımda bana biz seni çok mu yalnız bıraktık acaba demişti, o anki ses tonu bile aklımdadır tam mezar taşına yazmalık söz.

Şöyle ki küçük yaştan beri bilgisayarla iç içeyim, buna küçükken babamın eski dükkanındaki bilgisayarda paintten resim çizdiğim zamanlar da dahil. Şu cümleleri yazarken aklıma geldi de beni insanlardan uzaklaştıran şey tamamen bilgisayar değil. Kendimi hatırladığım zamanlara gittim de bir süre, annem ve babam çalıştığı ve kimseye güvenmedikleri için -bir de kimsemiz yoktu başka beni isteyen- hafta içleri sabahtan akşama kadar babaannemlerde kalırdım. Dışarı çıkmazdım çünkü babaannemin zaten ev işleri vardı, bir de her öğünde bana yemek hazırlıyordu vs. arada dedemle dışarı çıkıyorduk ama hatırladığım kadarıyla o zaman da çok atılgan değildim. Bindiğim salıncak önümdeki birine çarpabilir diye salıncak çarpabilecek mesafeye savrulana kadar ağlamıştım. Evet o saniyeler içerisinde bunları düşünüp birini istemeden yaralayacağım diye ağlamıştım. Neyin kafasıydı acaba. Neyse. Neredeydim ben salıncağa falan geldik??

Hah bilgisayarla şeyimdeydim. Zaten 6. sınıfta falan gözlük kullanmaya başladım bilgisayar alışkanlığım yüzünden. -yalan yalan 6. sınıfta gözlükle sınıfa girince bir çocuk Johnny Depp’e benzediğimi söylediğimde üzülüp 7. sınıfta takmaya başlamıştım, neden hakaret olarak aldıysam artık o zamanlar- Bir aralar televizyona çok takılıyordum babam sanırım o zamanlar beni başka şeylere yönlendirmek istemişti. Çünkü bilgisayarı sadece her hafta gittiğimiz marketin yanındaki korsan cdciden aldığımız cdleri izlemek için kullandığım bir zaman da hatırlıyorum ama kronolojisi yok bunların hiçbirinin. Ama şu an bilgisayar ineği olduğum halimi televizyon ineği olmaya tercih ederdim yine de. Çünkü bilgisayar sayesinde dokuz-on yaşlarındayken bir bloğum vardı, müzik ve ingilizceyle erken tanışmıştım, youtube’dan ingilizce seslendirilmiş miniş videoları, arka plana müzik yerleştirilmiş fan yapımı videolar falan izliyordum ve işin komik tarafı, kendi kendime çalan yabancı şarkıları ve ingilizce diyalogları tekrar ediyordum, hiçbir şey anlamasam bile. Dışarıya hiçbir zaman ilgim olmadı bak bunun nedenini henüz çözemedim, bilincimin yerinde olmadığı zamanlarda kalmış olabilir bunun nedeni. Ben bunları yaparken yaşıtlarım dışarıda diğer yaşıtlarıyla oyun oynuyordu, geziyordu ve daha birçok şey. Ben ise kendime küçük bir dünya yaratmış, orada sevdiğim şeylerle vakit geçiriyordum. Ki, şimdi fark ettim de hiçbir şey değişmemiş...

Bak şimdi derinden girdim olayı nasıl sadece müziğe bağlayacağım onu düşünüyorum. Muhtemelen bölüm bölüm kesmem gerekir zira yazı şimdiden beni utandıracak kadar uzadı ve daha hiçbir şeyden bahsetmedim bile.

Hani ergenlikte gelir ya kimse beni sevmiyor yae kimsem yok ne yapacağım bari kötü düşüncelerimle başa çıkmak yerine kendime zarar vereyim hissi. Özellikle benim gibi tek başınaysanız olur ama yanınızda insan olması da fark etmiyor yani. Neyse o his geldiği zaman insan dışarıdan tutunacak bir dal ne bileyim bir şey arıyor, etrafında ona iyi gelen kimse yoksa başka arayışlar içine giriyor yani. Tabii bu her zaman benimki gibi youtube’da zaman öldürüp youtuber izlemek veya dinlediğin şarkıları daha fazla incelemek veya yeni şarkı, sanatçı keşfine çıkmak halinde olmuyor. Bana kalırsa zihin dağıtmanın en masum haline yakalandım da neyse. Paragrafın başında bahsettiğim duygular geldiğinde -en başından beri özgüvensiz bir fare olmam da yardımcı oldu tabi ki buna- benim de kendime zarar verdiğim zamanlar oldu, hatta daha tamı tamına 16 yıldır bile hayatta değilken kendime zarar vermeyi seçtiğim zamanlar çok uzak değil hani. -buralarda detaya girmeyeceğim neden o zamanlar da yalnızdım falan diye- Bir süre sonra sanırım daha böyle nasıl yaşanır dedim, madem yalnızım ve insanlarla iletişimde de çok kötüyüm, bari yapabildiğim tek şeyi yapayım da bilgisayarda depresif yerlerde gezinmeyi azaltayım dedim. Çünkü bir süre sonra hüzünlü ruh hali insana iyice yerleşiyor, sanki o ruh hali güvenli bulduğumuz tek şeymiş gibi dışarı adım atmaktan çekiniyoruz. Çünkü uzun zamandır depresiftik ve tam olarak mutlu olmanın nasıl bir şey olduğunu tanıyamıyor oluyoruz. Tanıdığın şeytan tanımadığından iyidir kafası.

Sayfalarda dolaştım, videolar izledim, diziler izledim, şarkı söyledim, şarkılar dinledim, yeni sanatçılar, yeni dünyalar ve yeni beyinler keşfettim. Bunlar bana çok şey kattı. Her şeyden önce ingilizcem gelişti, ingilizcem gelişirken kafamdaki şeytanlarla nasıl başa çıkacağımı az çok öğrendim, sevdiğim sanatçılarla bir sürü ortak yanımı keşfedip yeryüzünde sonunda beni anlayan birilerini bulduğum için aşırı sevindim ve belki de bu yüzden bağlandım onlara. Bir aralar olumsuzlukları tamamen hayatımdan çıkarmayı denedim, sonrasından beni daha kötü vurdular. Sonra yine düştüm, yine araştırdım, beynimi bilgilerle doldurdum, nelerle zaman geçirmek istediğime karar verdim ve bu sefer olumsuzlukları tamamen hayatımdan çıkarmak değil de onlarla bir şekilde ateşkes yapmak üzerine, düşünmeye başladım. Dinlediğim müzikler bana ilham verdi ve canımı acıtan şeyleri sanata dökerek sömürmeyi, canımı acıtan şeylerden faydalanmayı öğrendim. Şiirle alakası olmayan ben, bir sorunumla ilgili ingilizce şiir yazdım. Şarkıları çevirerek dinlediğim insanların beyinlerinde turlar attım, attıkça daha çok bağlandım, hayran oldum.

Bunları yaparken tek başımaydım. Babam küçüklüğümden beri başını öne eğdirmememi söylüyor ve geri çekiliyordu. İlkokuldayken bu cümleyi babamdan duymak omzuma neler yüklemişti o zamanlar bile ufaktan hissediyordum. Annem ise zaten ruhsal olarak çok farklı değildi benden. Annem de babam da çalışıyordu ve onlar eve geldiği zaman ben okuldan gelmiş, yemek yemiş, bilgisayara oturmuş oluyordum. Annem ve babam beni çok seviyordu kuşkusuz, ama arada yanıma gelip birkaç şey söyledikten sonra çekilip bir daha uğramamak da olmuyordu sanki. Belki çok yoğundular, onları suçlamıyorum zaten. Zaten meşgul olacak bir şeylerim vardı.

Belki de şu an bu kadar heyecanlı olmamın nedeni budur. Kimse yokken meşgul olmak için keşfettiğim sanatçılar, kişilikler haliyle bana çok şey kattığı için, hepsini kendimle özdeşleştirdiğim için, bir yerlerinde kendimi bulduğum için birilerine tanıtırken vs. aşırı heyecanlanırım. Beğenmezlerse beni beğenmiyorlarmış gibi hissederim çünkü. Sanki çok önemliymiş gibi.

Sanırım bir şeyler yazdım ya, *kaydırma çubuğunu yukarı aşağı iter* evet yazmışım.