Anam bir yazmaya başladım duramıyordum, bazen aklıma geliyordu şurayı kısa keseyim, şuradan girersem şuradan çıkmadan olmaz o yüzden girmeyeyim hiç falan diye düşünceler. Sonuç olarak ortaya toplamda bir sayfa yazı çıktı. Devam edebilir miydim, durup arada düşünmesem en az 15 sayfaya kadar yolu vardı temiz. Genelde çok fazla böyle kendimle veya düşüncelerimle ilgili yazmadığım için bir girdim mi duramam. Veya hala kendini bulma aşamasında olan güvensiz bir ergen olduğum için uzuyordu yazılar. Ama içime attığım veya beni üzen şeylerin kötü enerjisini kendi kafama değil başka şeylere doğrultup tetiğini öyle çekmeyi öğrendiğim için çok sıkıntı olmuyor benim cephemde. En fazla egzamam falan azıyor, hoş ona da alıştım artık kaşınıp duruyorum falan hehe. Her neyse bir de ben böyle beni etkileyen şeylerden bahsederken genelde duygusallaşırım. konuşuyorsam bir şey anlatamam, yazıyorsam da çok ayrıntıya girdiğim için anlaşılmam, gözlerim dolar. Bir zamanlar hiç ağlamıyorum ben euheuheu diye dolanıyordum şimdi en küçük şeyde gözlerim doluyor. Şu an bunları yazarken aynı anda yarın gideceğimiz yerdeki bir arkadaşıma -aramızda yaklaşık kırk yaş var ama olsun- çok sevdiğim bir grubu tanıtacağım, onun için oynatma listesi hazırlıyorum.
Ha bir de dil anlatım ödevini yazarken kısa kesmelerimin nedeni ise geri kalanları buraya dökeceğimdi sanırım. Aslında direk fan gruplarından girmek istemiyorum ama konu oraya kaçacak ister istemez. Öncelikle fan gruplarını anlattığı videosuna hayran olduğum bir youtuberın videosunu paylaşmak istiyorum, muhtemelen yaptığım bu şizofrence davranış hoş görünmeyecek ama paylaşayım yine de. Bu arada video İngilizce.
Aslında söz konusu kişiliği veya kişilikleri aşırı sevme, -şarkıları öylesine bir anda denk geldiğinde gözlerin dolması, aşırı duygulanma, bir fotoğrafını gördüğünde gelen gururlu ebeveyn hissi- bunu yaşayan insanların temelde yalnız olduğunu gösteriyor bence. Annemle sevdiğim şarkıları paylaşıp hikayelerini anlattığımda, bana etkilerini anlattığımda bana biz seni çok mu yalnız bıraktık acaba demişti, o anki ses tonu bile aklımdadır tam mezar taşına yazmalık söz.
Şöyle ki küçük yaştan beri bilgisayarla iç içeyim, buna küçükken babamın eski dükkanındaki bilgisayarda paintten resim çizdiğim zamanlar da dahil. Şu cümleleri yazarken aklıma geldi de beni insanlardan uzaklaştıran şey tamamen bilgisayar değil. Kendimi hatırladığım zamanlara gittim de bir süre, annem ve babam çalıştığı ve kimseye güvenmedikleri için -bir de kimsemiz yoktu başka beni isteyen- hafta içleri sabahtan akşama kadar babaannemlerde kalırdım. Dışarı çıkmazdım çünkü babaannemin zaten ev işleri vardı, bir de her öğünde bana yemek hazırlıyordu vs. arada dedemle dışarı çıkıyorduk ama hatırladığım kadarıyla o zaman da çok atılgan değildim. Bindiğim salıncak önümdeki birine çarpabilir diye salıncak çarpabilecek mesafeye savrulana kadar ağlamıştım. Evet o saniyeler içerisinde bunları düşünüp birini istemeden yaralayacağım diye ağlamıştım. Neyin kafasıydı acaba. Neyse. Neredeydim ben salıncağa falan geldik??
Hah bilgisayarla şeyimdeydim. Zaten 6. sınıfta falan gözlük kullanmaya başladım bilgisayar alışkanlığım yüzünden. -yalan yalan 6. sınıfta gözlükle sınıfa girince bir çocuk Johnny Depp’e benzediğimi söylediğimde üzülüp 7. sınıfta takmaya başlamıştım, neden hakaret olarak aldıysam artık o zamanlar- Bir aralar televizyona çok takılıyordum babam sanırım o zamanlar beni başka şeylere yönlendirmek istemişti. Çünkü bilgisayarı sadece her hafta gittiğimiz marketin yanındaki korsan cdciden aldığımız cdleri izlemek için kullandığım bir zaman da hatırlıyorum ama kronolojisi yok bunların hiçbirinin. Ama şu an bilgisayar ineği olduğum halimi televizyon ineği olmaya tercih ederdim yine de. Çünkü bilgisayar sayesinde dokuz-on yaşlarındayken bir bloğum vardı, müzik ve ingilizceyle erken tanışmıştım, youtube’dan ingilizce seslendirilmiş miniş videoları, arka plana müzik yerleştirilmiş fan yapımı videolar falan izliyordum ve işin komik tarafı, kendi kendime çalan yabancı şarkıları ve ingilizce diyalogları tekrar ediyordum, hiçbir şey anlamasam bile. Dışarıya hiçbir zaman ilgim olmadı bak bunun nedenini henüz çözemedim, bilincimin yerinde olmadığı zamanlarda kalmış olabilir bunun nedeni. Ben bunları yaparken yaşıtlarım dışarıda diğer yaşıtlarıyla oyun oynuyordu, geziyordu ve daha birçok şey. Ben ise kendime küçük bir dünya yaratmış, orada sevdiğim şeylerle vakit geçiriyordum. Ki, şimdi fark ettim de hiçbir şey değişmemiş...
Bak şimdi derinden girdim olayı nasıl sadece müziğe bağlayacağım onu düşünüyorum. Muhtemelen bölüm bölüm kesmem gerekir zira yazı şimdiden beni utandıracak kadar uzadı ve daha hiçbir şeyden bahsetmedim bile.
Hani ergenlikte gelir ya kimse beni sevmiyor yae kimsem yok ne yapacağım bari kötü düşüncelerimle başa çıkmak yerine kendime zarar vereyim hissi. Özellikle benim gibi tek başınaysanız olur ama yanınızda insan olması da fark etmiyor yani. Neyse o his geldiği zaman insan dışarıdan tutunacak bir dal ne bileyim bir şey arıyor, etrafında ona iyi gelen kimse yoksa başka arayışlar içine giriyor yani. Tabii bu her zaman benimki gibi youtube’da zaman öldürüp youtuber izlemek veya dinlediğin şarkıları daha fazla incelemek veya yeni şarkı, sanatçı keşfine çıkmak halinde olmuyor. Bana kalırsa zihin dağıtmanın en masum haline yakalandım da neyse. Paragrafın başında bahsettiğim duygular geldiğinde -en başından beri özgüvensiz bir fare olmam da yardımcı oldu tabi ki buna- benim de kendime zarar verdiğim zamanlar oldu, hatta daha tamı tamına 16 yıldır bile hayatta değilken kendime zarar vermeyi seçtiğim zamanlar çok uzak değil hani. -buralarda detaya girmeyeceğim neden o zamanlar da yalnızdım falan diye- Bir süre sonra sanırım daha böyle nasıl yaşanır dedim, madem yalnızım ve insanlarla iletişimde de çok kötüyüm, bari yapabildiğim tek şeyi yapayım da bilgisayarda depresif yerlerde gezinmeyi azaltayım dedim. Çünkü bir süre sonra hüzünlü ruh hali insana iyice yerleşiyor, sanki o ruh hali güvenli bulduğumuz tek şeymiş gibi dışarı adım atmaktan çekiniyoruz. Çünkü uzun zamandır depresiftik ve tam olarak mutlu olmanın nasıl bir şey olduğunu tanıyamıyor oluyoruz. Tanıdığın şeytan tanımadığından iyidir kafası.
Sayfalarda dolaştım, videolar izledim, diziler izledim, şarkı söyledim, şarkılar dinledim, yeni sanatçılar, yeni dünyalar ve yeni beyinler keşfettim. Bunlar bana çok şey kattı. Her şeyden önce ingilizcem gelişti, ingilizcem gelişirken kafamdaki şeytanlarla nasıl başa çıkacağımı az çok öğrendim, sevdiğim sanatçılarla bir sürü ortak yanımı keşfedip yeryüzünde sonunda beni anlayan birilerini bulduğum için aşırı sevindim ve belki de bu yüzden bağlandım onlara. Bir aralar olumsuzlukları tamamen hayatımdan çıkarmayı denedim, sonrasından beni daha kötü vurdular. Sonra yine düştüm, yine araştırdım, beynimi bilgilerle doldurdum, nelerle zaman geçirmek istediğime karar verdim ve bu sefer olumsuzlukları tamamen hayatımdan çıkarmak değil de onlarla bir şekilde ateşkes yapmak üzerine, düşünmeye başladım. Dinlediğim müzikler bana ilham verdi ve canımı acıtan şeyleri sanata dökerek sömürmeyi, canımı acıtan şeylerden faydalanmayı öğrendim. Şiirle alakası olmayan ben, bir sorunumla ilgili ingilizce şiir yazdım. Şarkıları çevirerek dinlediğim insanların beyinlerinde turlar attım, attıkça daha çok bağlandım, hayran oldum.
Bunları yaparken tek başımaydım. Babam küçüklüğümden beri başını öne eğdirmememi söylüyor ve geri çekiliyordu. İlkokuldayken bu cümleyi babamdan duymak omzuma neler yüklemişti o zamanlar bile ufaktan hissediyordum. Annem ise zaten ruhsal olarak çok farklı değildi benden. Annem de babam da çalışıyordu ve onlar eve geldiği zaman ben okuldan gelmiş, yemek yemiş, bilgisayara oturmuş oluyordum. Annem ve babam beni çok seviyordu kuşkusuz, ama arada yanıma gelip birkaç şey söyledikten sonra çekilip bir daha uğramamak da olmuyordu sanki. Belki çok yoğundular, onları suçlamıyorum zaten. Zaten meşgul olacak bir şeylerim vardı.
Belki de şu an bu kadar heyecanlı olmamın nedeni budur. Kimse yokken meşgul olmak için keşfettiğim sanatçılar, kişilikler haliyle bana çok şey kattığı için, hepsini kendimle özdeşleştirdiğim için, bir yerlerinde kendimi bulduğum için birilerine tanıtırken vs. aşırı heyecanlanırım. Beğenmezlerse beni beğenmiyorlarmış gibi hissederim çünkü. Sanki çok önemliymiş gibi.
Sanırım bir şeyler yazdım ya, *kaydırma çubuğunu yukarı aşağı iter* evet yazmışım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder